Şenol Yorozlu | Küçük Galeride Büyük Resimler

Ressam Şenol Yorozlu | Çekim: Ömer Çendeoğlu | © 2010 | İstanbul-Kadıköy-26.01.2010


Reklam verin | TanıtımYapın




Küresel Defter, öncelikle okurlarına, kurumlara ve kuruluşlara Ücretsiz Ürün Tanıtma | Reklam Yapma olanağı sunuyor. Bu kampanyanın başlangıç ve bitiş süreleri ayrıca duyurulacaktır.

Bu olanaktan yararlanmak istiyorsanız, FaceBook aracılığıyla şimdiden Küresel Defter'le bağlantıya geçerek, hem en uygun tanıtım ortamını edinebilir hem de ön sırada yer alabilirsiniz.

FaceBook'taki Küresel Defter adresine erişmek için lütfen tıklayınız.

Varsa Pusulanız, İşte Size Harita!

Böylesine geniş kapsamlı bir blogun, açıklamalı bir 'yol haritası'nın okura sunulması gerekir. Bu yazı, Küresel Defter'in 'yol haritası' bağlamında, blogda yer alan menülerin içeriklerinin bir dökümü niteliği taşıyor.
Küresel Defter, kurucusu EditörBey'den çok, izleyici okurlarının ürünlerine yer vermekten yana bir blogdur.

Sanal ortamdaki çoğu 'sahibinin sesi' olan bloglardan ayrılan yanı, yalnızca teknik donanımının farklılığı, gelişkinliği değildir: Küresel Defter, okuruna 'Oku!' demekle kalmayacak, 'Yaz!' da diyecektir.
Böylece 'hem okuyup hem de yazan okur, bezecek midir bu yalan dünyadan: orası bilinmez...

Pusulası Olan Okurlara Harita: Alt alta düzenlenmiş iki ana menü-çubuğu bulunuyor Küresel Defter'de. Üstteki menü çubuğunda yedi ana menü yer alırken, alttaki menü çubuğunda beş menü bulunuyor.

Üst Menü Çubuğunda BlogNot, Yazın, Günlük, ÇevirMen, FotoYazı, Kenarlık ve E-Sorgulama başlıklı yedi menünün içeriğinde neler var, bakalım.
  • BlogNot: Birkaç blogun sürekli eleştirel tanıtımı, ayda bir blog ve blogcu tanıtımı.
  • Yazın: EditörBey'in kaleminden seçilmiş bir kitabın tanıtımı ya da 'birlikte okuma' yazısı; okurların da ürünleriyle katılabileceği benzer 'okumalar', yazılar, şiirler, öyküler vb.
  • ÇevirMen: Çeviriseverlerin ilgisini çekecek blogların tanıtımı, çeviri teknikleri üzerine derlenmiş yazılar
  • FotoYazı: Olanlardan seçilmiş ya da yazılıp ilk kez Küresel Defter'de yayımlanmış fotoğraflı yazılar.
  • Kenarlık: Her hafta bir fotoğraf, bir anlatı ve bir şiir.
  • E-Sorgulama: Okurların günlük yaşamda karşılaştıkları fatura öğrenme, bilgi edinme gibi işlerini internetten yürütebilmeleri için gerekli site adresleri.

Alt Menü Çubuğundaki beş menünün içeriğindeyse şunlar var.
  • Login: Blogun yazarının bloga giriş yeri.
  • Diyor ki Editör: EditörBey'in Küresel Defter adlı blog kurma girişiminin altında yatan nedenler ve etkenlerin ışığında 'yazmanın önemi'ni vurgulayan, 'kalıcı' nitelikte bir yazı.
  • Kimlik: Küresel Defter'in ve kurucusu EditörBey'in kimliği.
Yolunuz açık olsun, sevgili okurlar!

Blog Nedir, Ne Değildir?

'Yapıyorlar; ama, bilmiyorlar!'
Bu öz söz, yıllar öncesinden kalmış belleğimde. Yanılmıyorsam, Karl Marx'ın sanat ve edebiyata değindiği yazılarından birinde yer alan bu söz, 'güzel şeyler yapıyorlar; ama, bilgilerinde eksiklik var,' anlamında kullanılmıştı.
Sözün üstü, biraz kapalı. Ama, yine de şu soruları getirebiliyor hemen akla: 'Bilmeden' bir şey yapılabilir mi? Ya da hangi şeyler 'bilmeden' yapılabilir?

İnternette, başka deyişle, sanal ortamda 50'yi aşkın 'blog' yayımlamış bir 'blogcu' olarak, Marx'ın sözünden esinlenerek 'Yapıyorum; ama, biliyor muyum?' sorusunu sordum kendime.
Elbette, bu soruyu kendisine soran ilk kişinin kendim olduğunu söyleyecek değilim. Bu soruya yanıt aramadan önce, blogun ne olduğunu bilmek gerekiyor.

Wikipedia'daki 'blog' maddesini gözden geçirdim. Bu maddedeki bazı bilgilerin güncel olmadığını , özellikle maddede verilen kimi sayısal bilgilerin eskimiş olduğunu gördüm. Wikipedia'nın 'esnek', 'değiştirilebilir' özellikte bir ansiklopedi olduğunu unutmamak gerekiyor.
Neler diyor bakalım 'blog' üzerine Wikipedia... Herhangi bir değişiklik yapmadan olduğu gibi aktarıyorum verilen bilgiyi.

Blog (Türkçe: ağ günlüğü) veya Weblog (Türkçe: Ağ kütüğü) teknik bilgi gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan insanların oluşturabildikleri, günlüğe benzeyen web siteleridir.
İngilizcedeki
"web" ve "log" kelimelerinin birleşmesinden oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşmış adıdır.

Blog Nedir?
Blog, genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir. Yayıncının seçimine göre okuyucular yazılara yorum yapılabilir. Yorumlar, blog kültürünün çok önemli bir dinamiğidir; bu sayede yazar ve okuyucular arasında iletişim sağlanır. Bunun dışında, geri izleme (trackback) mekanizmasıyla, belirli bir yazı hakkında yazılan diğer yazıların belirlenebilmesi de mümkündür.
İlk bloglar elle yazılıp güncellenirken, bugün bu iş için özel yazılmış yazılımlar kullanılmaktadır. Bu yazılımlardan bazıları bir blog servisi sağlayıcı sitenin alt alan adları olarak yaratılabilen, bazıları ise kullanıcının kendi sunucusuna kurup çalıştırması gereken yazılımlardır.

Blogun Geçmişi

Blogların içeriği geleneksel internet içeriğinden farklılık gösterdiği için sadece bloglar için kurulmuş özel indeksleme mekanizmaları ve arama motorları bulunmaktadır. Technorati en başarılı blog teknolojilerinden biridir. Ayrıca Google Blog Search adında bir blog arama motoru işletmektedir. 2005 yılında Verisign tarafından satın alınan Weblogs.com, dünyanın en büyük blog ping servisi olarak tüm internet indeksleme mekanizmalarına veri sağlamaktadır.
İnternet ile ilgili ciddi bir araştırma kurumu olan Jupiter Research'ün 2005 yılında yaptığı bir araştırmasına göre, blog sitesi sahiplerinin yarısının yıllık geliri 60.000 doların üstünde; blog okuyanların %60'ı erkek ve blog okuma alışkanlığı olanların %73'ü 5 yıldan uzun süredir internet bağlantısına sahip. Blog okuyanların %28'i blog okumak için RSS kullanıyor. 2005 sonunda yapılan başka bir araştırmaya göre de internet kullanıcılarının %38'i blog kelimesinin anlamını bildiklerini, %27'si ise blog okuduklarını belirtmiştir. Blogosferin nabzını tutma misyonundaki Technorati'nin istatistiklerine göre, günde 50.000'den fazla yeni blog sitesi yaratılıyor.
Blogların kullanımı 1999 yılında Blogger'ın bu hizmeti vermeye başlaması ve kısa süre sonra bunu ücretsiz hale getirmesi ile yaygınlaşmıştır. 2003 yılı Şubat ayında Google, Blogger'ı satın aldı ve Google araç çubuğuna, ziyaret edilen sayfanın adresini doğrudan bloga girmeyi sağlayan 'Blog This!' tuşu yerleştirdi. İngilizce bilen çoğu kişi ilk defa bu düğme sayesinde bloglar ile tanışmıştır.
Blogger ile aynı zamanlarda kurulan LiveJournal, sadece belirli kişilerin okumasına izin verilebilen blog sayfaları sağlayarak popüler olmuş bir blog sitesidir. Halen en çok blog yaratılan sistemlerden biri olan LiveJournal, yazdıklarını herkesle paylaşmak istemeyen ve grup bağlarına önem veren kişiler tarafından tercih ediliyor.
Microsoft
'un Windows Live Spaces adlı blog sistemi de, MSN üyelerine sunulan Windows Live Messenger hizmetine ilişkilendirilince ciddi bir yayılma göstermiştir. Üyelerin fotoğraf albümü oluşturmasına izin veren sistem, blogların güncellendiği anda paylaşılmasını sağlayan dahili bir yapıya da sahiptir. Daha çok amatör kullanıcılar yönelik bir hizmet olan Windows Live Spaces, görünüş ve yapı olarak değişikliğe pek açık değildir. Ayrıca, Windows Live Messenger daha çok sohbet amacıyla kullanılan bir servis olduğundan, Space'lerde yer alan bloglar da daha çok resim yükleme alanı olarak kullanılmaktadır.
Hızla büyüyen ve ciddi bir akım haline gelen blog dünyasında, İnternetin devlerinden Yahoo! da 2005 yılının Mart ayında kendi blog sistemi Yahoo! 360'ı açtığını ilan etti.
Kullanıcının kendi sunucusuna kurarak çalıştırdığı blog yazılımlarında WordPress liderdir.
Son olarak 2007 yılında da, Tim O'Reilly Blogger's Code of Conduct fikrini ortaya atmıştır.

Blog Türleri

Kişisel: Bu tür bloglar çok fazla deneyimi olmayan kişilerin bile kullanabileceği ve sayfalarını düzenleyebileceği yapıdadır ve daha çok günlük olarak kullanılırlar. Kişilerin günlük yaşamda yaşadıkları olayları, karşılaştıkları durumları okurlarıyla paylaşmasını sağlar. Bloglarda en fazla rastlanan türdür.
Temasal: Sadece belirli bir alanda yazılan gönderilerin yer aldığı, belirli bir konuda uzman kişilerin yazdığı ve düzenlediği bloglardır. Politika, pazarlama, yemek, internet, ekonomi, tasarım, fotoğraf, programlama dilleri, blogger temaları ve benzeri konularda odaklanmış bloglar bulunmaktadır. Türkçe olarak yayınlanan bloglarda en fazla ilgiyi yemek ve blogger eklentileri konulu bloglar çekmekte, sayı olarak ise bilgisayar blogları göze çarpmaktadır.
Topluluk:
Üyelik sistemine sahip olan ve bu üyelerin yazdıkları gönderilerden meydana gelen bloglardır. Komünite olarak da adlandırılan bu türdeki blogların çoğu kendi sunucularındaki blog yazılımını kullanmaktadır. Tarihsel olarak ise, LiveJournal'da oluşan bir kültür mirasını devam ettirmektedirler.
Şirket:
Şirketlerin kendileri ile ilgili haber ve duyurularını daha samimi bir şekilde halka açtıkları bloglar dünyada ve iş hayatında giderek önem kazanmaktadır. Türkiye'de az sayıda olsa da bazı şirketler şirket bloglarını hizmete sunmaya başlamıştır. Aslında yeryüzündeki akım, şirketin doğrudan değil, samimi karakterdeki bazı çalışanların desteklenmesi yoluyla bloglamaktır. Hatta en ünlü şirket bloglarını tutan Microsoft çalışanları, samimiyetlerine inandırmak için arasıra rakip firmaların ürünlerini de övmekte, reklamını yapmaktadır.

Türkçe Bloglar
Blog dünyada çok önemsenen ve ciddiye alınan bir kavram olmasına rağmen, Türkiye'de 2005 yılına kadar çok fazla farkedilmiş değildi. Mayıs 2005 tarihinde Google'da Türkçe sayfalarda "blog" kelimesi 65.400 kez yer alırken, Mayıs 2006'da bu sayı 5 milyona yaklaşmış, Mayıs 2008'de ise 10 milyonun üzerine çıkmıştır.
Blogger.com
'dan hizmet alan Türkçe blog sayısı 2004-2005 yılları arasında oldukça fazla iken, bugün bu sayı hemen hemen hiç artmamaktadır. Çünkü Türkçe olarak hizmet veren blog barındırma siteleri, üyelerine en az Blogger.com kadar iyi hizmet vermektedir. Türkçe barındırma sitelerinin artması, doğal olarak açılan Türkçe blog sayısını arttırmıştır ve Türkçe konuşan insanların blog kültürüne akın etmesini sağlamıştır.
2005 yılında hizmet vermeyen başlayan Türkçe blog servisi Blogcu.com, 2 sene içinde 300 bin üyesi ile Türkiye'de en çok okunan 13. internet yayını olmuştur. Blogcu dışında başka birçok yerli blog servisi hizmete açılmıştır. Bunların arasında Mynet Blog, Milliyet, Habertürk, Vatan gibi yayın organlarının blog servisleri ve Doğan grubu ortaklığıyla 2006 ortasında yayın hayatına başlayan ve 725 bin blogu, 1 milyon 300 bin üyesi bulunan Azbuz.com da bulunmaktadır. [Teşekkürler: Wikipedia.]


Ek Bilgiler


Diyor ki Editör: Hadi, Başka Kapıya!

Merhaba... Sonunda, siz de arayıp buldunuz, Küresel Defter adlı bu blogu ve bu yazı canavarı, 'aymaz editörü'nü.
Ne tuhaf değil mi, blogumun adı? İnsana ilk bakışta, 'Küreselmiş, peh! Yerel olsa ne yazar!' dedirtecek bir ad.

Türkiye'de 'yaşıyormuş gibi yapan' benim gibi biri için, gerçekte hiç de tuhaf değil bu ad. 'Küresel' sözcüğü, içi dolu bir kavram; ne var ki, geleneğinden başka tutunacak bir ipi kalmamış, az geliş(tiril)miş bir ülke insanı için, bundan daha sıkıcı bir kavram yoktur.

Yer'Küre'miz, nasıl oluyorsa, bunca sevgisizliğe, bunca nefrete, bunca anlayışsızlığa, bunca savaşa, bunca şiddete karşın: 'Küstüm size. Dönmüyorum ben artık,' demiyor. Belki de: 'diyemiyor’.

Günümüz dünyasında 'şiddet', herkesin üzerinde söz söyleyebileceği ölçüde gündelik, sıradan, alışılmış bir konu artık. Diyelim, savaşa karşısınız ya da özgürlük düşkünüsünüz, öyle ya da böyle savunduğunuz bir yaşam politikanız ya da görüşünüz de var. Pekiyi o zaman. Şimdi, aşağıda soracağım soruları yanıtlayın da göreyim sizi...

Konuşuyorsanız: hiç kimseyi ürkütmeden, incitmeden, ötelemeden, berilemeden nasıl konuşuyorsunuz?
Yazıyorsanız: hiç kimseyi ürkütmeden, incitmeden, ötelemeden, berilemeden nasıl yazıyorsunuz?
Çiziyorsanız: hiç kimseyi ürkütmeden, incitmeden, ötelemeden, berilemeden nasıl çiziyorsunuz?

Bugün yaşıyorsanız, yaşayabiliyorsanız: hiç kimseyi ürkütmeden, incitmeden, ötelemeden, berilemeden nasıl yaşayabiliyorsunuz?
'Bu çizdiklerime, yazdıklarıma, konuştuklarıma kim nasıl tepki gösterir?' diye soruyor musunuz kendi kendinize?
Ya da: 'Çizerek, yazarak, konuşarak yaşamak istersem, kim bana ne der, ne yapar; kim ne ister benden, bana ne verir?' diye...

'Ne olursa olsun ben düşüncemde, davranışlarımda, amacımda direnirim,' mi dediniz? Öyle geldi bana... Yalnızca sizin kendi direnişiniz, acaba neleri değiştirmeye yetebilir bu dünyada?

Hiç kuşku yok: Bir insan olarak, bugüne gelinceye dek, siz de kendinizi arayıp bulmaya çalıştınız. Keşfettiniz bir şeyleri. İçinizdekilerle yüzleştiniz. Bilmediğiniz, belki de korktuğunuz birçok yanınız olduğunu gördünüz ya da fark ettiniz. Artık kendinizi 'aydınlanmış' biri sayıyorsunuz...

Birileri yakınıyor: 'Yıkılmaya yüz tutmuş eski değerler, son demlerinde.'
Sizse, çarpıtılmış dünyanızın beş duyusal, en çok da görsel kirliliği karşısında yapmak istediklerinizi yapamamanın bunalımı içindesiniz. Bırakın kendinize yakın bulmadığınız kimi küçükburjuva değerleri, özgürlükçü kimi burjuva değerlerin bile, eksen değiştirip sizin üzerinize yöneldiğini görüyorsunuz.

Biraz 'öfkeli'siyseniz... Belki de bu yüzdendir. Yalnızca mahallenizde ya da içinde yaşadığınız kentin bütün yaşam koridorlarında rastladığınız insanlara değil, giderek kendi aileniz içindekilere bile 'acıyarak' bakmaya başladınız.

Gördünüz ki, insanlararası 'yabancılaşma': diz boyu. Bırakın kendi emeğinizin, birikiminizin kendi yaşamınızı kolaylaştırmasını; bin bir uğraşla edindiğiniz deneyimleriniz bile, sizin için bir 'ayak bağı' olmaya başlamış. Artı değerlerlerinizle, farklılığınızla, bırakın ödüllendirilmeyi, apaçık suçlanıyorsunuz. Tüm iş ilişkilerinin yozlaştığı bir sistem içinde küçücük de olsa bir yer edinip geçiminizi sağlamayı ya da basit de olsa bir yaşam sürdürmeyi mi düşünüyorsunuz? Hiç düşünmeyin...
Çünkü vaktiniz kalmamıştır düşünmeye: siz, bağlı olduğunuz aile içindeki soysuzlaşmalar, yabancılaşmalar ve 'ihanetler'le baş edeyim derken, atı alanlar Üsküdar'ı çoktaaan geçmiştir.

O halde ne yapacaksınız? Eylemsizlik içinde, uyurgezerler gibi mi yaşayacaksınız? Yoksa takılıp onun bunun ardına, her söylenilene gönülden katılıyormuşçasına 'He, hı,' diyerek, özünüzü, kişiliğinizi mi örseleyip duracaksınız? Yoksa, yaşamaya, bir şeyler yapmaya karşı duyduğunuz güçsüzlüğü, can sıkıntılarını mı dillendirip duracaksınız, arada bir, zor da olsa gülümseyen bir yüze rastladığınızda? Hayır! Ya???

Yazacaksınız... Yaşadığınız her şeyi kâğıda dökeceksiniz. Kağıtların da 'iki yüzlü' olduklarını, onların da, günü geldiğinde sizi sırtınızdan vurabileceğini unutmaksızın yazacaksınız...
Yazarken 'tek sesli' değil, 'çok sesli' yazacaksınız. Yazdıklarınızı okuyanlar, sizin için, 'Çok sempatik biri!' demekle yetinmeyecekler; 'Çok empatik biri!' de diyebilecekler: öyle yazacaksınız.
Yazdıkça endişelerinizi, daha bir mi endişeleniyorsunuz: olsun!
Yazarken, özellikle 'fincancı katırlarını ürkütmek'ten, asla ve asla korkmayacaksınız.

Yazının mevsimi olur da, yazmanın olmaz. Yazın da yazacaksınız, kışın da. Belki de en çok, kışın yazacaksınız. Kışın yazarken, belki de en çok, direniş çiçeklerinin başında gelen 'kasımpatılar'ı kutsamak için yazacaksınız. Bahçenizdeki 'yenidünya'nın (maltaeriği) dallarındaki sütbeyaz çiçeklerin, siz yazdıkça daha bir sütbeyazlaştığı algısına kapılana dek yazacaksınız.

Niye 'kötüye gidiyor' birçok şey? Hedefte olduğunuzun ve birbaşına olduğunuzun farkında mısınız? Bu soruların yanıtı bilin ki, yalnızca sizdedir. Ancak kendi değerlendirmeleriniz ulaştırır sizi, doğru sorular sorma, doğru yanıtlar bulma bilincine. En tutarlı değerlendirmeyse, kâğıt üstünde yapılandır. Yazıp çizip bir şeyler karaladıkça fark edersiniz durumunuzu. 'Yaşamak istiyorsam, ricat etmek -yeni deyişle- geri çekilmek zorundayım,' demeseniz de, en azından, 'Bulunduğum yerde kalacaksam, 'hedef küçültmeliyim filan,' dersiniz.
Acılarınızı paylaşan birileri olmadığında, hedef kendiliğinden küçülmüş olacaktır. Acılarınızı üretenlere, size bunca acıyı yaşatanlara ve onlara destek olanlara 'direnme'nin yalnızca 'kişisel' bir anlamı vardır artık. Kişisel direnişinse en tutarlı, en etkili yolu nedir? Yazmak!

O halde: gidip oturun masanıza. Yazın! Yazın! Yazın! İmgeler bulun. Anılarınıza kulak verin. Kişisel deneyimlerinizi, hayal gücünüzü, saplantılarınızı, rüyalarınızı, düşlerinizi çağırın yanınıza. Kendinizinkilerle olmuyorsa, tanığı olduğunuz kişilerinkiyle çıkın yola.

Olmazsa çevrenizdeki nesneleri gözleyin: tutun onların elinden. Masa/lı/nızdaki o vazo, niçin bıraktığınız gündeki gibi duruyor yerli yerinde? Niçin alıp başını, çıkıp gitmiyor evinizden? Ellerinizle götürüp koynuna bıraktığınız geçen haftaki iki kasımpatısını sulayıp durdu elinden geldiğince ölmesin diye. Solunca atıverdiniz kasımpatıları çöp kovasına.
Ya vazoyu? Onu niye atmadınız? Atsanız bile, kırmadıysanız o vazonun kalbini, birileri gelip, çöplükteki çöplerin içinde parıldayıp duran, ben burdayım diyen o vazoyu görecek, çıkarıp alacaktır. Nerde o eski, sizdeyken size tam bağımlı olan o vazo? Derken...
Yeni mekânlar, yeni yüzler: yepyeni masa/l/lar, yepyeni aşk öyküleri ki çiçek çiçek...

Yazarkenki, en doğurgan kaynak ne midir? Ardına düştüğümüz, çoğu zaman ruhumuzu arındıracak yerde onu yakasından tutup boğmaya çalışan, ruhsal dünyamızın altını üstüne getiren 'tutkularımız'dır. Siz yazarak, tutkularınızı kurcaladıkça, o da sizin yaşam bağlarınızı, ilişkilerinizi yeniden kurcalayacaktır. Yaşam serüveninizde kapalı kalmış birçok kapıyı açmış olmakla kalmayacaksınız böylece. Açıldıkça yazılacak ve yazılarınızı umulmadık ölçüde zenginleştirecek yepyeni 'başka kapılar'la da karşılaşacaksınız.

Evet! Yetmez mi bunca söz: yeter!
Bitmez mi bu yazı burada: biter!
Der ki EditörBeyiniz şimdi size, sonsöz olarak:
Hadi! Hadi, başka kapıya!


Küresel Defter | Blogculukda Devrim!




Küresel Defter, editör Ömer Çendeoğlu'nun yayımlayıp yönettiği, 'gazete' boyutunda düzenlenmiş, blog nottan yazına, günlükten çeviriye, fotoğraftan şiire pek çok içeriği barındıran, tasarım yönüyle de oldukça farklı bir blogdur.
Tüm içeriğiyle, okurlarının eleştirilerine ve yorumlarına açık olan Küresel Defter, okurlardan gelecek her tür yazıya yer vermeyi de düşünmektedir.

GÜNCEL YAZILAR

GÜNCEL YORUMLAR

ÇOK OKUNANLAR

KÜRESEL DEFTER'İ İZLEYİN!

Facebook

Twitter

FOTOYAZI

kureseldefter.blogspot.com worth
Blogunun değerini öğren